TARİHTE BUGÜN!...

  • 28.02.2018


       Bugün 28 Şubat 2018 günlerden Çarşamba. Tam 21 yıl önce bugün öğleden sonra insanlık tarihi gördüğü en büyük şeytani planlardan birisine şahitlik etmek üzereydi.

     Bilindiği gibi; Cumhuriyeti kuran kadrolar yeni Cumhuriyete bir resmi ideoloji tayin etmişler, onu Anayasa ve yasalarla tahkim ederek korumaya almışlardı. Resmi ideolojiye bırakın muhalefeti, yan gözle bakanları bile darağaçlarına ve zindanlara göndermişlerdi.

   Ama dünyadaki gelişmeler, hem Avrupa da hem de ülkemizde artık idarecilerin halk iradesi ile seçilmesi dayatıyordu. Batıda kurulu faşist rejimler birer birer yıkılırken ülkemizde de resmi ideolojinin sorgulanması başlamış, resmi ideolojinin partisi bile ülkedeki dini yaşayışa vurulan kelepçeleri gevşetme gereğini hissetmişti.

    1950 yılında yapılan serbest seçimlerde ülke ahalisi hem resmi ideolojiye hem de onun partisine kırmızı kart göstermiş, bir daha onu tek başına iktidara getirmeyeceğini cümle âleme ilan etmişti.

   Düzenin savunucuları da buna karşın pes etmeyip, halkoyu ile iktidara gelenleri silah soru ile indirip, onun yerine veya yanına resmi ideolojinin partisini yerleştirmişlerdi. Ancak artık bu işin tadı kaçmıştı. Darbe yapmaktan onlarda bıktıkları için bu sefer iktidar değişikliğini başka bir metotla yapmaya karar verdiler.

    Yine silahlı kuvvetlerin patronajında ama iş dünyası, basın, sivil toplum örgütleri, üniversiteler, yargı, işveren ve işçi sendikaları bir araya getirilip, seçimle işbaşına gelen iktidarı ve ona oy veren çevreleri, onun la beraber hareket ettiğini düşündükleri her kesimi ve onların inançlarını düşman ilan ederek savaş açmaya karar verdiler.

    Bunu da yukarda zikrettiğimiz o meş’um tarihte kararlaştırdılar. Kendilerine göre bu seferki darbe diğerlerine benzemeyecekti. Bu topyekûn bir savaştı. Halk iradesi ile resmi ideoloji savunucularından başkasının iktidara gelmesinin yolu ebediyen kesilmeliydi. Bunun için eğitim yeniden yapılandırılmalı, ekonomi bunların elinden tamamen alınmalı, üretim ve ticaret yapmalarına, okullara gidip kumalarına, hatta hayatlarını devam ettirmelerine müsaade edilmemeliydi.

    Bu mücadele bugünden yarına kazanılacak bir mücadele değildi. Ülkenin hem silahlı kuvvetleri, hem silahsız kuvvetleri, hem basını, hem iş dünyası bu savaşı kazanana kadar sürdürmeliydiler. Bunun için gerekirse birkaç milyon öldürülebilirdi. Hatta bu savaş “bin yıl bile sürebilirdi” yeter ki NATO konsepti ile düşman sayılan ülke Müslümanları bertaraf edilsin. Bunun için değerdi.

    Aslında geri dönüp bakınca bin yıl süreceği söylenen bu savaşın iddia edildiği gibi bitmediği, bitmeyeceği anlaşılıyor. Son 20 senede yaşadıklarımızın tamamı bu savaşın neticesidir. Bu neticenin en acısında 15 Temmuz'da yaşadık.

     Bey olayları yakından yaşamış birisi olarak General Kıvrıkoğlu’na katılıyorum. Bu mücadele bin yıl hatta daha da uzun süre ebediyete kadar sürecektir. İnsanlık var oldukça adalet ile zulüm, hak ile batıl hep savaşacaklardır.

    Biz Müslümanlara düşen ise bu mücadelede safımızı belli etmektir. Allah hak batıl mücadelesinde senaryoyu yazmış elimize vermiştir. Hakka da batılıda seçmekte özgürüz. Çok şükür ülke insanının çoğu bu mücadele de hakkın ve mazlumun yanındadır.

    Siyaset sahnesinde bu günlerde bu mücadele taraftarları yeniden güncelleniyor. Ancak dünün mazlumlarının çok azı da olsa bir kısmının kendilerini zulme uğratanlarla aynı safa girmek üzere olduklarını acı ile müşahede ediyoruz. Kişisel hırs ve ihtiraslarımız bizi zalimlerle aynı safa itmesin.

     Selamlarımla..

  




Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Biz Bolulular (www.bizbolulular.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.