TÜRK TABİPLER BİRLİĞİ

  • 9.02.2018

 

          

     Yazımın hemen başında söyleyeyim ki; isminin başında Türk kelimesi bulunan bu birlik ülke çoğunluğu olan Müslüman Türk halkı ile hiçbir ortak bağı bulunmayan bir kuruluştur. Ya da kuruluşunda belki vardı, ama uzun zamandan beri halkın çoğunluğunun duygularını paylaşmaz.

 

    Bu bağları da, kendileri milli değer ve medeniyetimiz yerine yabancı değer ve medeniyetin savunmasını yaparak, millete ve devlete, yerli düşünce ve yerli düşünenlere karşıtlığı kendisine ilke edinerek, kendileri koparmışlardır.

   Yanlış anlaşılmasın bu tenkit ve eleştiri geçmişte bazı kesimlerce dillendirilen “ya sev ya terk et” sığlığı ile yapmıyorum. Ben bu ülkenin bir ferdi olarak mensup oldukları mesleklerini ülkenin her ferdine eşit mesafede durarak, çokça öğündükleri o Hipokrat yeminine bari sadık kalarak yapmalarını istiyorum.

   Ülkede tıbbi hastalıklara yakalanmış her dinden her ideolojiden her ırktan insana eşit davranarak bakmalarını, hastaların bir kısmını bizim gibi düşünüyorlar diye baş tacı etmesin, bizim gibi düşünmüyorlar diye de ölüme terk etmesinler.

   Bu anlattıklarım belki sizlere aşırı gelebilir. Ancak ben bizzat yaşadığım olaylardan dolayı bunları bilen bir insanım.

   Cezaevlerinde görev yaptığım sırada özellikle Ankara merkez kapalı cezaevine tüm Anadolu dan ağır hasta mahkumlar sevk edilirler bunların hastaneye yatırılıp tedavi ettirilmeleri çoğu defa zamanında mümkün olamaz hasta mahkumlar çok eza ve acı çekerler, bazen de yeterince tedavi olamadıkları için ölüp giderlerdi.

    Çoğu defa konuyu tabipler birliğine bildirdiğimiz halde kıllarını kıpırdatmaz hatta dinlemezlerdi bile. Ama bu hasta tutuklu ve hükümlüler eğer terör suçlarından gelmişlerse hasta daha hastaneye ulaşmadan bu birliğin o hastanedeki militanlaşmış üyelerinin tamamı onun başına üşüşür tıbbın ve devletin tüm imkânları onun için seferber edilir. Eğer gelen hasta hükümlü terörist veya solcu değilse asla ilgilenilmezdi.

  Bazen polis ve askerle çatışmaya girip yaralanan ve aynı olayda onların kurşunları ile yaralananlar aynı hastaneye getirildiğinde teröristin tedavisini bekletmeden yaptıkları halde yaralı güvenlik görevlilerini tedavide oldukça gönülsüz ve yavaş davranırlardı.

  Bu durumu bilen ama doktorların ihmali neticesi hayatını kaybedeceği anlaşılanları en yakın askeri hastaneye sevk ederek kurtarmak mümkün olurdu.

   Cezaevlerinde sık, sık açlık grevine giden terör tutuklu ve hükümlüleri açlık grevine başlar başlamaz nöbetleşe gelip cezaevinin önünde dururlar, cezaevi hekimini baskı altına alarak onlara yasal olmayan şekilde gıda vermelerini emrederler, buna yanaşmayanı birliğin disiplin kuruluna sevke ederek ceza almalarını sağlarlardı.

   1987 senesinde yine Ankara merkez cezaevinde açlık grevi başlatılmış, aynı gün aynı saatte bunlar cezaevinin önüne gelmişti. Bunlar odama davet ederek kendilerinin çok iyi hizmet ettiklerini bunun için şükran borçlu olduğumuzu söyleyerek; “ açlık grevine gidenlerin henüz birkaç saatte sağlıklarının bozulmayacağını ama eğer bozulma olursa kendilerine haber vereceğimi, ancak şu anda 4 hükümlünün ileri derecede verem, 3 hükümlünün de kanser olduğunu ama ne sanatoryumda nede onkoloji hastanesinde bunları yatırtamadığımızı bize bu konuda yardım etmelerini” söyledim.

  Benim bu teklifim üzerine “biz adli suçlarla değil sadece siyasilerle ilgileniyoruz” diye cevap verdiler. Bunun üzerine “siz hekim filan değil ideolojik robotsunuz kalkın ve defolun, bir daha sizi cezaevinin yakınında görürsem terörist diye tutuklatırım” diye kovdum.

    Kendilerinin yayınladığı bültende beni halk düşmanı ilan ederek terör örgütlerine cezalandırılmam için açık çağrılar yaptılar.

   İdeolojilerine kul köle olmuş, yakasını bunlara kaptırmış bu insanlardan hekim olmaz.

   Bundan10 yıl önce bir hastalığım nedeni ile Bolu da üniversite hastanesinde ameliyat olmam gerekiyordu. Gidip cerrahla tanışmak istedim. Gittiğim de birde ne göreyim eskiden benim yanımda yatan komünist bir doktor, hem de TTB nin en faal üyesiymiş meğer.

   Kendisine açıkça “ben seni hekim saymam ve canımı sana teslim etmem” deyip ayrıldım.

  Mesleğini ideolojisinin emrine veren bu sözde tabiplerin teşkilatının derhal kapatılması bu memlekete yapılacak en büyük iyilik olur. Böylece gerçek Türk hekimleri bu esaretten kurtulmuş olurlar.

   Selamlarımla...          


Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Biz Bolulular (www.bizbolulular.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.