TÜRKİYE ESEDLE BARIŞMALI MI? (2)

  • 7.02.2018

 

 

           

       Bir önceki yazıda bu konuya kısaca değinmiş, Türkiye’nin Suriye deki zalim rejimle ve onun başındaki Esed ile barışmasının ülkemize bir şey kazandırmayacağını aksine konu ile ilgili öteden beri sürdürülen haklı ve vicdanlı dış politikadan geriye dönüş anlamına geleceğini açıklamaya çalışmıştım.

 

 

 

 

 

 

 

    Bu yazıda da konuya devam etmek biraz daha vuzuha kavuşturmak istiyorum. Bu konular aslında bir köşe yazısının hacmini ister istemez aştığı için yine olabildiğince özet olarak anlatmaya çalışacağım.

    Daha önce de belirttiğim gibi; Fırat Kalkanı harekâtından sonra ülkemizdeki Sünni laikçiler ve Esed’in mezhebinden olanlar paniğe kapıldılar. Türkiye’nin Suriye ye girmesi ve oradaki çoğunluk Sünni Müslümanlarla doğrudan teması Rejimin ve onu on yıllarca besleyip büyüttüğü PKK ve Suriye rejiminin sonunu getirecek hamle olduğunu anladılar. Onun içinde ağzını açan islam karşıtı bütün çevreler “ Türkiye Esed le barışmalı doğrudan temas kurmalı” demeye başladılar. Utanmasalar “Türkiye Esed den özür dilesin” diyecekler. Mamafih diyenlerde var.

    Türkiye başından beri Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunuyor. Oysa bizim islam karşıtlarının savunduğu Esed, tıpkı İran gibi, tıpkı Rusya ve hatta ABD ve ortağı PKK gibi ülkelerinin bölünmesi umurlarında değil. Onlar için kendi menfaatleri, kendi nüfuz alanları önemli. Esad kendi idaresinin devam etmesi için Suriye’nin bölünmesine yeşil ışık yakacağını ilan edip duruyor.

     Unutmayalım ki; Suriye’nin kuzeyini PKK ya davul zurna ile ilan ederek teslim eden Esed’dir. Yine işledikleri zulümler ile dünyanın en vahşi terör örgütünü ülkesinde peyda eden ve bu suretle ABD’nin Suriye’ye yerleşmesini sağlayan da odur. Hizbullah adlı Sünni düşmanı zalimlere Müslüman kanı döktürende o dur.

    Bu kirli ittifak halende devam etmektedir. PKK’nın Afrin de sıkışınca Esed’i yardıma çağırması, bölgeyi ona teslim edeceğini ilan etmesi boşuna değildir. PKK herhalde bu açıklamaları ABD ye rağmen değil onun rızası ile yapmaktadır. İşi biraz derinlemesine düşünenler anlayacaklardır ki; aslında İran, Rusya, Esed, PKK ve ABD aynı cephededir. Bunu adına ister şer cephe deyin, isterseniz hak-batıl mücadelesinde batıl cephe deyin değişmez.

    Bunun karşısında mücadele eden, Suriye’nin toprak bütünlüğünü samimiyetle savunan, ülkede çoğunluğun serbest ve adil seçimlerle iş başına gelmesini arzulayan ve bunu için mücadele eden tek kuvvet de ülkemiz ordumuz ve yerli Suriye halkı ÖSO dur.

    Cumhurbaşkanımız çok önemli riskler alarak, hiç kimseden icazet almadan bu hareketi başlatmıştır. Bunun hatası da sevabı da siyasal irade olarak onundur. Şimdi, fitne çıkararak ordu ile siyasal iradenin arasını açmaya çalışmak, silahlı kuvvetleri idare aleyhine kışkırtmak siyaseten bitip tükenmenin işaretidir.

   Suriye’nin gerçek evlatlarının ülkemizle omuz omuza mücadele ederek kendi vatanlarının bölünmesini önlemeleri birilerine fazlası ile batmış olacak ki; bu konuda zırva tezvirata devam ediyorlar. ÖSO’nu çoğunlukla Sünni olması mezhepçi siyasetçileri zıvanadan çıkarıyor.

   Tarih tekerrür ediyor. İttihatçı zihniyet, Arap dünyasında türettiği Baasçılara sahip çıkma gereği duyuyor. Bu siyasal genetiklerinden gelen ve kendilerini bu tavırlara zorlayan bir siyasal dürtüdür. İdarecilerimiz bunlara aldırmadan Esedi de hiç muhatap almadan yapmak istediklerini yapıp Suriye’yi bir bütün halinde Suriyelilere ve onların hakiki temsilcilerine teslim etmelidir.

    Selamlarımla…



Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Biz Bolulular (www.bizbolulular.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.