• 7.02.2015 00:00

 

 

            Biz Türkler tarihte sayısız Devlet ve İmparatorluklar kurmuşuz. Millet olarak birbirine kardeşçe bağlı, gelenek, görenek ve zengin kültürü olan dünyada eşi az olan bir topluluk olduğumuz için daima diğer kavimlerin haset ve kıskançlığına maruz olarak yaşaya gelmişiz. Millet olarak İslam ile şereflendikten sonra inancımız, imanımız, kardeşliğimiz ve birbirimize bağlılığımız kopmaz bağlar ile pekişmiştir. Bunun sonucunda cihana hükmeden imparatorluklar ile dünyayı yönetmişiz.

 

            Maalesef güçlü olanların hasetçisi ve düşmanı çok olduğundan her zaman içimizden bazıları, iç bünyeden veya dış düşmanlar tarafından kandırılarak bizim kurduğumuz idari yapı ve devletimiz tarih boyunca değişik zamanlarda yıkılmaya, tökezletilmeye çalışılmıştır. Bazen içimizdeki bazı safların gafletleri veya kişisel çıkarlar veya siyasi hesaplar uğruna dış düşmanların emellerine hizmet edebilmiştir. Bu düşmanlıkları yapanlar hiçbir zaman bizim yegâne varlık sebebimiz olan mevcut devletin zarar görebileceğini hesaba katmamış ve umumi manada milletin geleceğinin önüne takoz olmuşlardır.

            Osmanlı Devletini kuran Osman beyin babası Ertuğrul Gazi ve babası Süleyman Şah’a hıyanet edip Tapınak Şövalyeleri ile birlikte olan devletin Baş askeri nerede ise kendi ikbali yüzünden Kayıların yeryüzünden silinmesine sebep olacaktı.

Bizim için 1402 de Ankara Savaşında Yıldırım Beyazıt’ı savaş sırasında terk edip karşı safa geçenler Devlete ihanet edenler safındadır. Bunun sonucunda Avrupa’da fetihler durmuş, 20-30 sene Devlet kendine gelememiştir.

İkinci Viyana kuşatması sırasında tuttuğu köprübaşından Viyana’ya yardıma gelen Polonya askerlerinin geçişine izin veren Kırım Hanı sadece devlete değil kendi ülkedaşları ve kardeşlerine de ihanet etmiştir. Bunun sonucunda Viyana’dan bozgun ile dönülmüştür. Bu tökezleme sonucunda Avrupa’da bir daha ileri harekât yapılamamıştır. Günümüze kadar gelen etkileri sonucunda ilk başta tüm Kırım hala acılar içindedir.

Birinci Dünya Savaşı öncesi ve sırasında Mısır’da, Balkanlarda, Irak’ta, Suriye’de, Arabistan’da yüzyıllardır aynı ümmet içinde yaşadığımız kardeşlerimizin Devlete bilerek, bilmeyerek veya çeşitli hasetliklerle yaptıkları ihanetler neticesinde bu saydığımız kardeşlerimizin çocuklarının çektiği acılar yine bizlerin ciğerlerini dağlamaktadır. O zamanların vatan cephesinde yapılan hatalar günümüze kadar telafisi mümkün olmayacak belaları başımıza sarmıştır.

Son yüzyıldır geleceğimize, hayallerimize, umudumuza, ideallerimize, özgüvenimize yönelik saldırılar halen de devam etmektedir. Sahip olduğumuz son devletimizde de dış saldırılar kadar içimizdeki aymazlar, yabancılaşmış beyinler, öz değerlerinden utanan bedbahtlar eliyle ne zaman millet idareye el koysa çeşitli oyunlarla önü kesilmek istenmektedir.

Cumhuriyet tarihi boyunca milletin iradesi 1950 de iktidarı ele almıştır. Fakat ne yazık ki çeşitli iftiralar ile ve muhakkak ki dış mihrakların da teşvik ve desteği ile içerideki, sermaye, basın, bürokrasi, yargı, üniversite ve ordu tarafından iktidar 1960 yılında milletin elinden gasp edilmiştir. Onların tabiri ile ayağı çarıklıların kaderlerine hakim olması engellenmiştir.

1971 de, 1980 de yapılanlar hep milletin iradesine set vurulmasıdır. Daha da ileri gidilerek 1997 de 28 Şubat hadisesi ile bizzat Milletin kendisine, inanç ve imanına zincir vurulmak istenmiştir.

Bu yapılanlar tarih içinde duruyor, unutulmadı. Ne kadar kandırmaya çalışsalar da unutmayacağız.

2002 yılında yapılan seçimlerde millet artık yeter dur demiştir. İktidar rahat çalıştırılmamış, hatta Milet iradesine set çekmeye alışık olanlar 27 Nisan 2007 tarihinde muhtıra ile yeniden millete dur demeye, iktidar partisini kapatıp hükümeti yıkmaya kalkışmışlardır. Bundan sonra toparlanan hükümet milletine, devletine ve iradesine sahip çıkmaya başlayarak yüzyıldır beklediğimiz halkın istediği icraatları yapmaya başlamıştır.

Ne kadar kaçmaya çalışırsak çalışalım, ne kadar inkar edersek edelim Anadolu bir İslam diyarıdır. İstanbul İslam aleminin en önemli şehridir. Biz kendimizi soyutlasak da batılıların gözünde İslam aleminin merkeziyiz.

Kudüs, Şam, Bağdat bizimdir, Müslümanlarındır. Suriye, Irak, Mısır tüm İslam alemi ve Türki toplulukların yaşadığı coğrafyalar bizimdir. Bizler kardeşiz. İslam coğrafyasında sıkıntıya düşen tüm kardeşlerimize sahip çıkmak inancımız ve insanlığımızın gereğidir. 2002 seçimlerinden sonra gelen hükümetimiz bu gerçeği hatırlayarak tüm İslam alemini mazlum milletlerinin umudu ve geleceği olmuştur.

Yeni Türkiye inancının Türk ve İslam coğrafyasındaki kader birliği ve kardeşliği geliştirme yönündeki faaliyetlerin, ülkemiz üzerine çeşitli siyasi, ekonomik ve stratejik emelleri zedelenecek Amerika, Avrupa ve Siyonist çevreleri rahatsız etmemesi düşünülemez. Nitekim son dönemde medyaları, Dünya düzeninde kurdukları ekonomik kumpas aygıtları ile Devletimizi köşeye sıkıştırmak istemektedirler. Maalesef içimizden inançlı ve imanlı olduğunu iddia eden bazı çevreler de tarihe tekerrür ettirerek ihanet içindedirler. Bir araya gelmez denilen, siyaset, bölücüler, medya, cemaat, sivil toplum ve sermaye çevreleri ittifak ederek yabancı dış düşmanların emellerine yardım eder halde görüntü vermektedirler.

Milletimiz hiçbir zaman sağduyusunu kaybetmemiştir. Seçimlerden sonra da görülecek ki, millet her zaman haklıdır. Millet her zaman yükselen yeni Türkiye’nin yanında olacaktır.

Dualarımız; iradesine sahip çıkan Milletimiz ve gelecekte dünyanın saygın bir medeniyet devleti olacak yeni Türkiye içindir. Bundan sonra yeni bir Türkiye var.

Sonsuz selam ve sevgilerimle, hoşça kalınız