• 13.03.2020 00:00


                 Evde bayan misafirler olunca hep yol görünmüştür bana. Arabam, fotoğraf makinem ve ben. Aslında çok ta şikâyetçi değilim durumdan. Yolum epeydir uğramadığım Gölköy Baraj gölüne düştü. Uzun zamandır gitmediğim için giriş ücreti sekiz lira olmuş. En son iki buçuk liraya girdiğimi hatırlıyorum.

                Gün batımına yakın bir zaman aralığında güneş, ışıklarıyla ağaçların gölgelerini uzatıyordu. Bu gölgelerden birinin altına arabamı park ettikten sonra fotoğraf makinemi omuzlayıp başladım gölü dolaşmaya.

                Ağaçların altında birkaç piknikçi aile, çayır çimenlerde arabanın teybini son sesinde dinleyen ve demlenen gençler, bisikletle gezenler ve göl etrafında spor amaçlı yürüyenler... Tabi birkaç tane de oltalarını kurmuş balıkçı... Sulama için yaz mevsiminde Bolu’nun bereketli topraklarını sulayan kanallarla gölün suyu azalmış. Diğer yandan da baharın gelmesi ve karların erimesi ile kanallarla göle dökülen coşkun akan sularla göl yeniden dolmaya başlamış. Nedense balıkçılar daha çok bu akıntıların başında toplanmışlar.

                Yürüdükçe temiz havanın ciğerlerime işlediğini fark ettim. Doğa, baharın gelişini karşılamaya hazırlanmış, hafif yeşillenmeler ile börtü böcekler uçuşmaya başlamış bile. Meşe ağaçları tomurcuklanmaya başlamış. Yaban ördeklerinin su üzerindeki süzülüşleri ve durgun su üzerindeki izleri görülmeye değer. Üzüldüğüm nokta ise çevredeki atıklar. Plastikler, naylon, poşet, şişe, cam kırıkları… Hiç yakışmıyor bu ortama. Giriş ücreti veren insanlar çevreyi istediği kadar kirletebileceğini, istediği kadar çöpünü etrafa atabileceğini düşünüyor olmalı. İnsan olarak bu düşüncelerle devam edersek yakında bu güzellikleri görmek hayal olacak.

                Gün batımı, yansıma derken gölü yürüyerek dolaşmış oldum. Arabanın yanına vardığımda hava iyice serinlemişti. Gökyüzünde ise parlayan ay ışığı ve yıldızlar her zamankinden daha parlaktı. Hafiften terlemiş ve yorulmuştum. Böyle güzel bir şehirde yaşamanın büyük bir nimet olduğunu düşündüm.

                 Hep düşünürüm, bu baraj gölü Ankara’da İzmir’de ya da başka bir şehirde olsaydı nasıl olurdu? Nasıl değerlendirilirdi? Çakmaklar Çamlığından sonra şehir merkezine en yakın piknik yeri. Gölköy Baraj Gölü hak ettiği ilgiyi, bakım ve temizliği göreceği günleri sabırsızlıkla bekliyor…