• 16.06.2015 00:00


İki üç yıl önce Akçakoca Öğretmenevinde düzenlenen bir seminere katılmıştım.  Ders sonrası Aktaş Şelalesi’ne bir gezi düzenlenmişti. Şelale, yorucu bir yolu olmasına rağmen çok hoşuma gitmişti. Bu güzelliği ailemle paylaşmak adına Mayıs ayının güzel bir Pazar günü Akçakoca’ya gitmeye karar verdik. Öğlene doğru ilçe merkezine vardık. Şelale tabelalarına göre ilerlemeyi düşünüyordum ki, bir kavşakta kalakaldık. Memleketim manzaralarından alışık olduğumuz görüntü… İyi ki bir bakkala sorduk…

Adapazarı yoluna çıkıp, duble yolu dikine geçerek, köy yoluna girdik hiç trafik tabelası ve yönlendirme levhası olmadan… Önce Arabacı, sonra Aktaş Köyü’ne dar ve dolambaçlı ama sıcak siyah asfalt yolla ulaştık. Etraf yemyeşil… Aktaş Köyü’nden sonra yol stabilize asfalt ve bozuluyor…  Aynı zamanda tek araçlık bir genişlikte… Yolda karşıdan gelen bir araç olduğunda yolun durumuna göre ya siz durup yol veriyorsunuz, ya da karşıdan gelen.

5 TL vererek girdiğimiz otopark ise iki üç yıl önceye göre daha da genişletilmiş ve düzenlenmiş. Bir köy evi ve ekmek fırının etrafında şekillenen giriş yerinde çıkma ahşap balkonlar yapılarak, misafirlerin gözleme, börek, pide yiyerek çay içebilecekleri mekânlar oluşturulmuş durumda…

1 km kadar toprak, yokuş aşağı ve engebeli bir patikan, yemşeşil ağaçlar ve çiçeklerin arasından, akan dere boyunca, köprülerden geçerek, taşlardan sekerek, zaman zaman çamurlara basarak, suyun düştüğü ve serinlik verdiği yere ulaştık. Daha önceki gelişimde dere boyunda düzlük alanlarda gözleme yapan köylüler vardı. Şimdi hiçbiri kalmamış… 

Akan suyun sesi insanın ruhunu okşarken, metrelerce yukarından aşağıdaki kayalara çarpan sulardan havaya karışan su zerrecikleri de yüzümüzü okşayarak serinletiyordu. İçimden “asıl çay ve gözleme burada yenir” diye geçirdim. Özellikle çayın yeriydi… Özellikle fotoğraf çekimleri için bulunmaz bir yer. Bol bol fotoğraf çektim. Kendimce bazı teknikleri deneme fırsatı buldum. Bir süre dinlendikten sonra geriye yokuş yukarı tırmanarak park yerine ulaştık. Yukarıya çıktığımızda epey terlemiştim. Soluklanıp çay ve gözleme yemeyi denemek istiyordum ama kısmet… Oturacak hiç boş yer yoktu…

Ya sabır çekerek, 20-25 dakika süren dönüş sonrası kendimizi Akçakoca’nın balıkçı koyunda bulduk … İyice acıkmıştık. Balık lokantaları bütçemizi biraz zorladığından balık ekmek yaptırıp, denize nazır parkta yedik. Gün batımını sahilde gezerek izledik. Şelaledeki suyun sesi, denizdeki dalgaların ve martıların sesi ve deniz havası bize iyi geldi. Şiddetle tavsiye ediyorum… Size de iyi gelecek…