• 29.04.2014 00:00

Güzel Bolumuz ’un güzel meydanında havuzlardaki su sesleri eşliğinde geziyoruz… Baharın gelişini güzel havalarda değerlendirmek lazım… Gezerken yorgunluğunuzu atacak oturaklar da yapılmış… Otururken bir şeyler yiyip içmek istediğinizde, yeşil çatılı üç bina çarpıyor gözümüze… “Öz Süt”, “Burger King” ve “Café De Botanique”…

Neden başka dil kullanmayı tercih ediyoruz? Kendi dilimize neden yabancı kelimeler katıyoruz? Aslında kullanılan tüm yabancı kelimelerin Türkçe karşılığı var, ama bizler kendi dilimizi kullanmak yerine yabancı sözcükleri kullanmayı tercih ediyoruz. Yabancı isim olunca daha çok müşteri mi geliyor?

Ülkemize gelen turist yeni bir kültür görmek istiyor. Bakıyor ki, dil aynı, yemeler içmeler aynı… Sadece mekân farklı… Onu da kameraya alıp gidiyor. Bizi hissetmiyorlar… Biz kendimizi hissettiremiyoruz… Yoksa kendimize olan güvenimiz mi eksik? Nedir bu özenti?

Giydiğimiz giysilerimizden tedavi için gittiğimiz hastanelere, oturduğumuz sitelerden yemek yediğimiz lokantalara, hafta sonları vakit geçirdiğimiz alışveriş merkezlerinden tıraş olduğumuz berberimize kadar hayatımızın geçtiği her yeri yabancı kelimeler istila etmiş durumda... 

Dillerini sonsuza kadar yaşatmak üzere Orhun Kitabeleri’ni yazan, Bengü-taşlara bu zengin dili kazıyan bir milletin torunları bizler, bugün led ekranlara, ışıltılı tabelalara yabancı isimleri yazmayı bir marifet sayıyoruz... Öyle ki herhangi bir yabancı isimli alışveriş merkezinde konumlanan mağazalar arasında Türkçe tabelalı işyerine rastlamak çoğu kez mümkün olmuyor…

Konfüçyus şöyle der: “Bir ülkenin yönetimini ele alsaydım, yapacağım ilk iş, hiç kuşkusuz dilini gözden geçirmek olurdu. Çünkü dil kusurlu ise kelimeler düşünceyi iyi ifade edemez. Düşünce iyi ifade edilmezse, görevler ve hizmetler gereği gibi yapılamaz. Haliyle âdet, kural ve kültür bozulur. Âdet, kural ve kültür bozulursa adalet yanlış yollara sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk ne yapacağını, işin nereye varacağını bilmez. İşte bunun içindir ki hiçbir şey dil kadar önemli değildir!”

Yetkili makamların bu konuda çeşitli önlemler alması gerekiyor. Nasıl bilgisayar kullanımında “F” Kılavye kullanımı teşvik ediliyorsa, yabancı tabela konusunda da yasal düzenlemeler ve ardından teşvikler getirilebilir. Dilin öğrenimi ve kullanımı artık sadece okullarda olmamaktadır. Ya da bundan sadece Milli Eğitim Bakanlığı sorumlu tutulmamalıdır. Devletin tüm kurumları bu konuda ortak tavır alabilir. Örneğin Türkçe isim kullanan ticarethanelerden az vergi alınabilir. İthalat ve ihracatta kolaylıklar sağlanabilir. Özellikle medya toplum kültürünü en az eğitim kurumları kadar etkileyebilmektedir. Medya konusunda da gerekli yasal düzenlemeler ile yaptırımlar uygulanabilir.

Dünyaya bizim kim olduğumuzu hissettirmenin tam zamanı… Diliyle, kültürüyle, gelenek görenekleriyle… Ama önce biz kim olduğumuzun farkına varalım…