• 1.04.2012 00:00

 

Bolu Belediyesi Ressam Mehmet Yücetürk Sanat Merkezi, II. Dönem “Fotoğraf Atölyesi” Üyeleri olarak, 24 Mart 2012 Cumartesi günü, Mudurnu’ya bir gezi düzenledi. Bu gezide “Fotoğraf Sanatı ve Teknikleri” hakkında öğrendiklerimizi uygulama şansı bulduk.

Gezimiz İhsan AYITKAN Hocamız eşliğinde sabah saat 09:00’da Belediye otobüsünün gelmesiyle başladı. 35-40 kişilik bir grup olduk. Tatlı sohbetlerle devam eden yolculuğumuz yaklaşık bir saat sürdü. İlk çalışma mekânımız Mudurnu’yu tepeden gören mübarek Şeyh-ül İmran Hz. ve Filibeli Hacı Hafız Efendi’nin kabirlerinin olduğu tepeydi.

Otobüs şehir çöplüğü denen noktaya kadar çıkabildi. Geriye kalan dizlerimize kadar kar içinde olan 2-3 kilometrelik yolu yürüyerek çıktık. Tepeye vardığımızda terden sırılsıklam olmuştuk… Günlük güneşlik bir havada karın keyfini de çıkardık tabi ki…

Şeyh-ül İmran misafiri ve ikramı çok seven mübarek bir insanmış. Geleneksel hale gelmiş olan anma günü her yıl Temmuz ayının ilk pazar günü yapılmaktadır. 2011 yılında 41.si düzenlenen Şeyh-ül İmran geleneksel anma günü için Türkiye'nin değişik şehirlerinden 15 bine yakın ziyaretçi katılmış.

Ziyarete gelenlere ikram olarak Etli pilav ikramının yanı sıra son yıllarda hayırsever bir vatandaş tarafından her yıl 1 kamyon dolusu Karpuz ikramı yapılmaktadır. Organizeyi Mudurnu Belediyesi ve Şeyh-ülimran vakfı birlikte yürütmektedir. Anma gününde Mudurnulular gönüllü olarak gelen misafirlere hizmet ederler. Bu zatın yanında Filibeli Hacı Hafız Efendi yatıyor. Filibeli hacı diye anılan Hacı Tevfik Efendi, Mudurnu Yıldırım Beyazıt camiinde 50 yıl imamlık yapmış. Aynı zamanda medrese ve camide kurslar halinde dersler veren Filibeli Hocanın çevre ilçelerden çok sayıda öğrencisi olduğu söyleniyor…

Bu tepeden derin bir vadi içinde saklanan Mudurnu’yu tek bir fotoğraf karesine sığdırmak için çok sayıda fotoğraf çektik. Özelikle İhsan Bey’in bizlerle yeni tanıştırdığı 3 boyutlu fotoğraf çekimi ve panaromik fotoğraf çekimi tekniklerini uygulamalı olarak bu tepede gerçekleştirdik.

Öğle yemeğinin ardından serbest fotoğraf çekimi için dağıldık. Yıldırım Beyazıt Camii ve saat kulesi fotoğraf çekimi için bizim ikinci mekânımız oldu. Camiinin girişindeki “İhtiyacı olan alabilir” yazı ve masanın üzerinde duran çoraplar dikkat çekiciydi. Saat kulesi de Mudurnu’nun bir bölümünü görebilecek yükseklikte bir tepedeydi.

Dinlenmek için Mudurnu’nun dar sokaklı çarşısında bir kahvenin önüne oturup, çayımızı yudumlarken, Dumlupınar İlköğretim okulundan emekli öğretmen Sabri Bey ile tanıştık. Eğitimci olmamız tatlı hoş bir sohbete vesile oldu. Kendisi Mudurnu ve çevresi ile ilgili ilginç bilgiler verdi. Bu arada hemen karşımızdaki parkta güneşlenen, güneşlenirken de gazete okuyan yaşlı amcaları ve kedileri de fotoğraf kadrajlarımıza sığdırmayı başardık.

Daha sonra çarşısını gezdik. Cumartesi günleri Mudurnu’nun pazarıymış… Pazarda Mudurnu yöresine ait başörtüsü takan bayanları gözümüzaradı ama tek tük yakalayabildik. Öğrendiğime göre sabah vakitlerinde daha çok oluyorlarmış, biz biraz geç kalmışız… Pazarın alt tarafındaki Keyvanlar Konağı’na misafir olduk… Bir bardak çay da bu güzel konağın bahçesinde içmek nasip oldu. Konağın içini gezip, bir iki kare görüntü aldıktan sonra, çalışanlarla sohbet ettik. Konaklama ücretlerine ve yemek menülerine bir göz attım. Ücretleri çok uygun geldi. Tahminlerimin altındaydı. İlk fırsatta ailemle bir hafta sonunu bu eski konakta geçirmek istiyorum. İnşallah gerçekleştirebilirim…

Broşürlerini aldım ve herkese de tavsiye ediyorum… Abant’a yakın olması ve konakların artması Mudurnu’nun turizm yıldızını parlatıyor. Dönüşü Abant üzerinden yaptık. İki metrelik karlarla ve donmuş gölü ile Abant bize poz verdi… Dönerken yorgunluktan otobüste uyuyan arkadaşlar oldu.

Ama değmişti….