•  


     Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın Eylül ayı sonunda kamuoyuna açıkladığı “Orta Vadeli Program” çerçevesinde McKinsey danışmanlık şirketinden müşavere hizmeti alınacağı açıklamaları, politik sahnede ekonominin direksiyonuna tekrar IMF’nin geçeceği yorumlarına ve tartışmalarına yol açmıştır. McKinsey danışmanlık şirketi ile IMF’nin gerek dünyadaki gerekse ülkemizdeki faaliyetlerine ilişkin süreçleri aşağıdaki şekilde özetlemek mümkündür.

     McKinsey, 1926 yılında Amerika’nın Boston şehrinde kurulmuş uluslararası danışmanlık şirketidir. Firma özel sektör ve kamu sektöründe ihtiyaç duyulan alanlarda kuruluşlara danışmanlık hizmeti vermekte, kuruluşların dışa açılması, uluslararası şirketlerle iletişim sağlanması, yabancı sermaye ortaklıklarının uluslararası alanlarda yapacağı yatırımları yönlendirme vb. konularda yönetim danışmanlığı faaliyeti yürütmektedir. Bu danışmanlık şirketinin yaklaşık 130 ülkede faaliyeti ve ofisi bulunmaktadır. Şirketin 9000 profesyonel elemanı ile 2000 üst düzeyde araştırmacısı mevcuttur. Danışmanlık yapmış olduğu konular, otomotiv, enerji, telekomünikasyon, finans vb. alanlarda holding veya grup şirketlerine bilgi üretmekte ve satmaktadır. McKinsey şirketinin finansal alanlarda kredi verme gibi bir fonksiyonu bulunmamaktadır.

     Türkiye 1987 yılında Avrupa Birliği’ne başvuru sürecinde McKinsey şirketinden danışmanlık almıştır. Şirket Türkiye’de ilk ofisini 1995 yılında açmıştır. Ülkemizin büyük grupları, finans kurumları 1995 yılından bu yana bu danışmanlık şirketinden bilgi satın almakta ve yönetimlerini bu önerilere göre şekillendirmektedir. Bu danışmanlık şirketinden alınan öneriler ve bilgilerle ülkemizde çok sayıda şirket dışa açılmış ve uluslararası boyuta ulaşmıştır.

     Uluslararası Para Fonu İkinci Dünya Savaşı sonrası ülkelerin ödeme sistemlerine destek olmak üzere Amerika’da kurulmuş küresel finansın şemsiye örgütüdür. Ülkeler ödeme güçlüğüne düştüğü dönemlerde Uluslararası Para Fonundan borç almakta ve örgütün direktifleri doğrultusunda ekonomilerine yön vermektedirler. Türkiye IMF ve altındaki finansman kuruluşlarına 1950 yılından önce üye olmuştur. IMF çatısı altında Dünya Bankası, IFC gibi bir çok kuruluş bulunmaktadır. Uluslararası Para Fonuna yaklaşık 200 yakın ülke üye bulunmaktadır. Örgütün finansman kurumu olan Dünya Bankası (IBRD), Uluslararası Finans Kurumu(IFC) ve Uluslararası Finans Anlaşmazlıkları Çözümü Kurumu (MIGA) çok sayıda üye ile temsil edilmektedir.

     Uluslararası Para Fonu (IMF) ve şemsiyesi altındaki kurumlar uluslararası ödemeler başta olmak üzere üye ülkelerin ekonomi politikalarına yön vermekte, ödeme sistemleri ile yatırımlarına finans desteği sunmaktadır. Çok partili hayata geçtiğimiz ve liberal ekonomi politikalarının uygulamaya başladığı 1950 yılından itibaren ülkemiz çok kereler IMF’nin kapısını çalmıştır. Dünya Bankası bizim de çalışma hayatımızın büyük bir kısmını geçirmiş olduğumuz Türkiye Sınai Kalkınma Bankası’nın 1950 yılında kurulmasına önderlik yapmıştır. Dünya Bankası 1950 yılından günümüze gerek kamu ve gerekse özel sektörümüzün çok sayıda projesine finans desteği sağlamıştır. Dünya Bankasının bir kuruluşu olan IFC 1970 yılından başlamak üzere günümüze uzanan süreçte özel sektörümüzün yatırımlarının finansman ihtiyacını karşılamaya devam etmektedir.

     Uluslararası Para Fonuna üye olan ülkeler ödeme güçlüğüne düştüklerinde örgüte başvurarak danışmanlık ve borç istemektedirler. Türkiye IMF’den tarihinde en büyük borcu 2001 yılında istemiş ve örgüt 3 partili hükümete dördüncü bir ortak olarak dönemin Dünya Bankası Başkan Yardımcısı Kemal Dervişi önermiştir. Dönemin hükümeti, Kemal Derviş’in Devlet Bakanı olarak Hazine Müsteşarlığı’nın başına getirilmesine onay vermiş ve bozulan mali dengeyi düzeltmek üzere IMF’den yaklaşık 23 milyar $ borç almıştır. Verilen borç ile birlikte Hazine’nin başına geçen Kemal Derviş, ülkemizde Anayasa fırlatması sonucu çıkan 2001 krizini acı bir reçete ile yönetmiştir. 2002 yılı sonunda iş başına gelen AK Parti iktidarı ise IMF’ye olan borçları 12 yıl boyunca ödeyerek 2014 başında bu örgütün boyunduruğundan ülkeyi çıkarmıştır.

     IMF borç para vermekte, krizde olan ekonomileri yönetmektedir. Danışmanlık şirketi olan McKinsey ise kurumlarda maliyetlerinizi nasıl disiplinine dönük çalışmalar yapmakta, uluslararası alanda kurumların iletişimini sağlamada daha verimli işlerin nasıl yapılacağının önünü açmaktadır. Özellikle dış sermayenin ülkeye gelmesinde önemli fonksiyon yürütmektedir.

     Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın alacağı danışmanlık hizmeti ne paradır, ne de ekonomik reçete. Bir bardak suda fırtına koparan siyasiler bunu bildikleri halde halkı yanıltmaya çalışmaktadırlar. Mckinsey firmasının Bakanlığa önerileri danışma niteliğinde olup icracı bir fonksiyonu bulunmamaktadır. Özellikle muhalefet partisinin ikinci adamı olan kişi 1990’lı yılların sonunda Devlet Planlama Teşkilatı ile Hazine Müsteşarlığı’nın başında bulunmuştur. Muhalefet Partisinin Başkanı kendi yardımcısından almış olduğu yanlış bilgi ile kamuoyunda yeni bir algı yaratmaya çalışmaktadır. Sayın Devlet Bahçeli’nin yapmış olduğu açıklamayı çarpıtan ve alay etmeye çalışan gazeteciler geçmişi bilmeden yorum yapmaktadır. Sayın Devlet Bahçeli “O konuyu CHP’ye sorun” derken Kemal Derviş’in yanındaki dönemin Müsteşarını şimdiki muhalefet partisi başkan yardımcısını işaret etmektedir.

     Ekonomik Rapor Dergisinin 27. Yılına girdiğimiz bu ayda dergi yönetimi ve çalışanlarını kutluyorum. Bölgemizde böyle uzun soluklu bir ekonomik politik derginin Hatay, Osmaniye ve civar illere hayırlı olmasını ve daha da başarılı işler yapmasını diliyorum.    

Dr. Hasan Lök

Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi

Öğretim Üyesi