• 4.02.2017 00:00

 

KÜRESEL GÜÇ PETROL ve REFERANDUMDA

“HAYIR” CEPHESİNDEKİ BATILI ÜLKELER

    Güneş batmayan ülke olan İngiltere’de 1800’lü yılların ilk çeyreğinde kol gücünün yerine makinelerin keşfedilmesi ile sanayi devrimine adım atılmıştır.Sanayi devrimi ile İngiltere başta olmak üzere Fransa, Hollanda, Portekiz vb. ülkeler hammadde ihtiyaçlarını karşılamak üzere dünyada hammaddeye sahip ülkeleri sömürge haline getirmeye başlamışlardır.

    1900’lerin başında petrolün öneminin anlaşılması ile birlikte birinci dünya savaşında dünya petrol rezervlerinin 2/3’üne sahip olan Ortadoğu’daki Osmanlı toprakları başta İngilizlerin kışkırtması ile birlikte çok sayıda ülkeye bölünmüş, günümüze kadar bu ülkeler batılı ülkelerin at koşturduğu arena haline gelmiştir.

    1970’lerin başlangıcında üniversiteli olduğumuz dönemde ilk okuduğumuz kitaplardan birisi dönemin ünlü yazarlarından birisi olan Raif Karadağ’ın “Petrol Fırtınası” isimli eseridir. 30 yıllık bir çalışmanın sonucu olarak ülkemiz gençliğinin üzerinde büyük etki bırakmış olan bu eserin yazarı 1973 yılında dönemin Cumhurbaşkanı’na brifing vermeden bir gün önce otel odasında ölü bulunmuştur. Bu ölümün gizemi ise uluslararası istihbarat örgütlerinin petrole dönük operasyonunda bulunmaktadır.

    1980’li yıllara kadar milli konular ve petrol politikalarını yazan çok sayıda milliyetçi kalemler maalesef ya kaza süsü verilerek ya da başka şekillerde ölmüş veya öldürülmüştür. 20. Yüzyılın son çeyreğindeki bu cinayetler paralelinde Ortadoğu ülkelerinin bir çoğunda ihtilaller olmuş ve bu ülkelerde batıya entegre olmuş dikta liderler yaratılmıştır.

    21. Yüzyılın başından itibaren Ortadoğu da Arap baharı ismi ile çok sayıda bölge ülkelerinde kukla hükümetler kurdurularak bu zengin kaynakları kendi refah seviyelerini artırmak üzere batılı ülkeler tarafından kullanılmaktadır. Yaşadığımız dönemde Libya’da üçlü bir hükümet yapısı ortaya çıkarılmış ve bu ülkenin zengin petrol yatakları batı ülkeleri tarafından paylaşılmıştır. Mısır’da darbe ile başa getirilen Sisi diktatörlüğü, Süveyş kanalının bekçiliğini yapmakta, İsrail’in güvenliğini sağlamaktadır.

    Suriye’de devam eden çatışmalar ile ABD ve batılı ülkeler, Irak’ta bulunan parçalanmış üçlü yapıya, zengin petrol yatakları bulunan körfez ülkelerine ve Suudi Arabistan’a gözdağı vermektedirler. Son 15 yılda milli gelirini 3 katına çıkarmış ve mega projeler gerçekleştiren, 2023 yılında dünya ülkeleri arasında ekonomik bakımdan 10. Sırayı hedefleyen Türkiye’ye ise batılı ülkeler Fetö’nün darbe ihaneti ve kürt kartı ile sopa göstermektedirler.

    Ortadoğu ülkeleri dünya petrol rezervlerinin % 70’lik bir kısmına sahip bulunmaktadır. Burada bulunan küçük devletlerin içerisinden yeni devletler yaratarak birinci dünya savaşında yapmış oldukları parçala-böl politikası ile yeni kukla devletler ve liderler yaratma çabaları, bölgeyi daha güçsüz hale getirecek, bu sayede petrol zenginlikleri batıya kolayca akacaktır.

    Osmanlı coğrafyasında güçlü bir Türkiye başta ABD olmak üzere batılı devletlerin hesabına gelmemektedir. 1960 yılından bu yana ülkemiz demokrasisinde batılıların eliyle oynanan vesayetçi politikalar her on yılda bir yapılan askeri ve hukuk darbelerini beraberinde getirmiştir. Yapılan seçimlerde millet iradesi ile iktidara gelen güçlü hükümetler maalesef vesayet odakları tarafından yapılan darbelerle ülkemizde koalisyonları ortaya çıkarmış, böylece krizler ve eksi kalkınma hızları ülkemizin kaderi haline gelmiştir.

    2002 yılında yapılan seçimlerle birlikte iktidara gelen AK Parti hükümetleri 15 yıllık dönemde ülkemizin kalkınma hızını dünyada Çin’den sonra ikinci sıraya oturtmuştur. Ülkemizin bölgesinde lider ülke olmasını istemeyen batılı ülkeler 16 Nisan halkoylamasında“hayır” cephesinde yer almıştır.

    Almanya, Hollanda, İsveç, İsviçre, Avusturya gibi ülkeler FETÖ ve PKK’ya destek vererek kendi şehirlerindeki meydanlarda “Hayır” mitingi yaptırmaktadır. Eğer 16 Nisan 2017 yılında ülkemizdeki halkoylamasında istedikleri sonucu alabilirlerse başta sayın Cumhurbaşkanımız ve son on beş yılda oyunu artırarak milletin teveccühünü kazanmış olan mevcut iktidarı düşürme ve ülkemizi kaosortamına sürüklemeyi amaçlamaktadırlar.

    2009 Davos toplantısından itibaren ülkemizde vesayet sistemini çeşitli kisvelerle ortaya sürmüş olan bu batılı ülkelerin karanlık odakları bölgede güçlü bir Türkiye istememektedirler. Halkoyuna sunulmuş olan Cumhurbaşkanlığı sisteminin büyük bir oy potansiyeli ile kabul edilmesi halinde bu vesayet odakları, FETÖ, PKK ile batılı güçlere milletimiz tarafından vurulacak en büyük tokat olacaktır.

    Birinci dünya savaşında Osmanlı coğrafyasından ortaya çıkarılmış olan Arap ülkeleri toprakları başta ABD olmak üzere batılılar tarafından ortaya konmuş olan yeni petrole dayalı senaryolarla parçalanmak istenmektedir. Bu coğrafyada güçlü bir Türkiye ise batıdaki “hayırcı” güçler tarafından istenmemektedir. Ülkemizde oynanmak istenen Mısır benzeri bir senaryoya milletimiz geçit vermeyecektir.

    Sayın Cumhurbaşkanımızı Mısır benzeri bir darbe ile devirmek isteyen emperyalist uşaklarına 2009 yılından bu yana milletimiz izin vermemiştir. Hayırlısı ile 16 Nisan halkoylaması % 65’in üzerindeki bir EVET oyu ile neticelenecek, devletimizin hedeflediği 2023, 2053, 2071 projeleri ve politikaları gerçek olacaktır.

 

Dr. Hasan Lök

Abant İzzet Baysal Üniversitesi

Öğretim Üyesi