• 28.02.2017 00:00


      1960 Darbesi sonrası hazırlanan anayasa ile ülkemizin yürütmesinde iki başlılık ve vesayet dönemi başlamıştır. Milletin seçtiği yürütmenin başındaki başbakanlar ile vesayetin devletin başına getirdiği cumhurbaşkanlarıarasında çatışma süreci ülkemizi kaçınılmaz olan darbelere sürüklemiştir. Darbe dönemleri öncesi iki başlı yönetimde olan anlaşmazlıklar ve devamındaki milletin temsilcilerinin yönetimden uzaklaştırılma süreçleri kronolojik olarak şöyledir.

      1965 ve 1969 yıllarında yapılan seçimlerde Türk halkın % 50’sinin üzerinde çoğunluğunun oyunu alarak iktidara gelen Adalet Partisinin lideri merhum Süleyman Demirel’in 12 Mart 1971 yılında yönetimden uzaklaştırılmasının ve milletin temsilcilerinin vesayet altına alınmasında Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın darbeciler yanında yer almasındaki rolü büyüktür. Darbe tehdidinde bulunan 12 Martın vesayetçi odakları, ülkemizi 1970-1980 yılları arasındaki kavgalı koalisyonlara muhtaç etmiştir.

      1977 yılında dönemin Başbakanı Süleyman Demirel’in Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na yapmak istediği 3. Ordu Komutanı Ali Fethi Esener Paşa’ya Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün onay vermemesi nedeniyle emeklilik bekleyen 1980 darbecisi Kenan Evren’in önünü açmasına neden olmuştur. Milletin temsilcisi ve yürütmenin başındaki Başbakan’ın bir birimin başına atama yapamaması Başbakan-Cumhurbaşkanlığı anlaşmazlıklarına iyi bir örnektir. Ege Ordu Komutanlığı’nda emeklilik bekleyen Evren daha sonra Genel Kurmay Başkanı olacak ve 1980 darbesini yaparak milletin temsilcilerini yönetimden uzaklaştıracaktır.

      1990 sonrası sivil Cumhurbaşkanı’na dönemin Başbakanı Süleyman Demirel’in yaptığı hakaret içeren söylemler hale hafızalardadır. İki başlılıkta Mesut Yılmaz, Özal anlaşmazlıkları 1991 yılındaki seçimler sonucunda ülkemiz gündemine koalisyonları tekrar getirmiştir. 1993 yılını izleyen yıllarda aynı partiden olan Tansu Çiller ve Cumhurbaşkanlığı makamındaki Süleyman Demirel anlaşmazlıkları 28 Şubat 1997 yılındaki darbeyi beraberinde getirmiş, Cumhurbaşkanı’nın kurduğu DYP bizzat Süleyman Demirel tarafından bölünmüştür. 2001 yılındaki merhum Başbakan Ecevit’in kendi eliyle seçtirdiği dönemin Cumhurbaşkanı ile arasındaki tartışma tarihimizin en önemli finans krizini beraberinde getirmiştir.

      2007 yılında vesayetçilerin Anayasa Mahkemesi’ni tehdit ederek Cumhurbaşkanı seçtirmeme süreci hafızalarda taze yer tutmaktadır. 2002 yılından 2007 yılı Ağustos ayındaki Cumhurbaşkanlığı seçimine kadar olan süreçte ikili yönetimdeki tartışmalar, atama kararnamelerinin geri gönderilmesi, kanunların imzalanmaması, anayasa mahkemesine gönderilmesi yabancı sermaye ve kalkınma hızımızı azaltan önemli gelişmeler olmuştur.

      1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti 10 yıllık iktidar döneminde ülkemizin kalkınma hamlelerinde önemli rol oynamıştır. 1965 döneminde iktidara gelen AP, devamında ANAP gibi sağ iktidarlar maalesef darbeci odaklar tarafından yönetimden uzaklaştırılmış, izleyen yıllarda ülkemizin yönetimleri koalisyonlara feda edilmiştir. Vesayet odaklı bu gelişmeler maalesef iki başlılıktan ortaya çıkmıştır. 2002 yılı Kasım ayında yönetimi devralan AK Parti iktidarı da çeşitli darbe yanlısı odaklar tarafından iktidardan uzaklaştırılmaya çalışılmış ama bu girişimler sonuçsuz kalmıştır.

      Ülkemizin büyük devlet adamı MHP Genel Başkanı 1960 yılından itibaren yukarıya çıkarmış olduğumuz süreçleri yaşamış bir liderdir. Bu değerlendirmeleri akıl süzgecinden geçirmekte, ülkemizdeki yaşanmış olan çok sayıdaki kaos ve darbeleri iyi bir şekilde analiz etmekte Türkiye’nin gelecekteki yönetim sisteminde iki başlılığı sona erdirecek Anayasa Değişikliği Sistemine EVET demektedir.

      1950-1960, 1965-1971, 1983-1991, 2002-2017 yıllarındaki tek parti iktidarları ülkemizin kalkınmasında yüksek büyüme hızı ile ekonomimizi dünyanın 16. Ülkesi haline getirmiştir. Darbe sonrası 1960-1965, 1971-1980, 1991-2002 yıllarındaki koalisyon yönetimlerinin kalkınma hızını eksi ve eksiye yakın rakamlarda gerçekleştirmiş olması maalesef ülkemiz ekonomisinin dünya ekonomileri içerisinde ilk 10 arasına girmemesine neden olmuştur.

      Başkanlık sistemini esas alan ve iki başlılık yönetimini ortadan kaldıracak olan yeni Anayasa 16 Nisan sonrası halkımızın çok büyük çoğunluğu tarafından kabul edilecek ve kalkınma hızımıza yeni bir ivme kazandıracaktır.

      Ülkemiz yönetimde uzun yıllar bulunan merhum Cumhurbaşkanımız Turgut Özal, merhum Süleyman Demirel, Türklük davasının efsanevi lideri merhum Alparslan TÜRKEŞ, TÜRK devletinin yönetiminin çok başlılık yerine DEVLET BAŞKANLIĞI sistemine dönüştürülmesi yönünde çok defalar beyanda bulunmuşlar, ülke yönetimindeki sıkıntıları milletimizle paylaşmışlardır.

      PKK, HDP, CHP, FETÖ koro halinde sistem karşısında hayır kampanyası yürütmekte, ülkemizin 21. Yüzyılda 2023, 2053, 2071 hedeflerine karşı savaş yapmaktadır. 1950 yılından bu yana ülkemiz ekonomisini tek partili dönemlerde dünyanın en yüksek kalkınma hızına kavuşturmuş olan kadrolar yeni anayasamıza EVET demektedir.

      Türkiye ve Türk Dünyası 16 Nisanda ülkemizin yönetiminde iki başlılığı ortadan kaldıracak olan bu anayasa referandumunu büyük bir heyecan ile beklemekte, 1950, 1965, 1983, 2002 sonrası seçimlerinde yapmış olduğu sağduyulu tercihini EVET yönünde yapacak ve ülkemizin yönetiminde yeni bir çağı açacaktır. 


Dr. Hasan Lök

Abant İzzet Baysal Üniversitesi

Öğretim Üyesi