BİR ŞEFİN GÜNLÜĞÜ

  • 6.04.2012

 

“Komşusu açken tok yatan bizden değil”di ya..
Yetimin hakkı yenmezdi ya...
“işçinin hakkı alın teri kurumadan verilir” di ya..
Makamlar mevkiler liyakatle olmalıydı ya..
“Adalet mülkün temeli..” ya..
Kul hakkı ödenemezdi ya..
Şefkat, merhamet, doğruluk, dürüstlük insan hasletidir ya..
Dedikodu, iftira, haksız kazanç “ağızda çiğ insan etidir” ya..
Şef, günlüğün sayfalarına bunları sıraladıktan sonra “Olmaz..” dedi “Ben mi abartıyorum? Bütün bunların hepsi bir arada aynı yerde olur mu?”
Hayır, hepsi çalıştığı yerde mevcuttu ve defalarca örneğini görmüş ve şahit olmuştu.
Sıkıntılıydı.. Kaç gün, kaç gecedir gördüğü iftiraları, haksızlıkları, dedikoduları, dönen dolapları, çirkeflikleri not almak ağrına gidiyordu. Hatıraları arasında yer almasın istiyordu..
Tevekkülü vardı ama ne sabrı ne de haksızlığa karşı suskunluğu..tutamıyordu kendini işte..
Daha dün, diğer usta pişirdiği bulgur lapa olunca, herkese bulgurun cinsinden kaynaklandığını öğütlerken, amirine bulguru kendinin değil, bunun pişirdiğini söyleyerek üstüne iftira atmamış mıydı? Gerçi, yardımcısını çağırıp gerçeği anlattırmıştı ama huzur da kaçmıştı artık iyiden iyiye. Yalanlar, iftiralar arasında sabretmek nereye kadar dı!?
“Yalan bir gün mutlaka ortaya çıkar” diye düşündü. Sabırdan başka çare yoktu.
Bu kirlilik içinde, insanların açlığını gidermek gibi insani ve kutlu bir mesleği bir sanata dönüştürmek ve bir sanatçı inceliği ve hassasiyeti içinde yürütmek çok ama çok zordu.
Kaldı ki, normal ve sıradan bir yemek sunumu yapmak içim malzemelerin temini, kalitesi ve çalışma ortam ve mekanının hazırlanması gibi rutin işler bile hiç bir zaman tam anlamıyla gerçekleşmiyordu. Malzemeler alınmıyor, kalite ve uygunluklarına bakılmıyor, ortam çalışmaya hazır halde olmuyordu. Çoğu zaman bunun için mesaisine saatler önce gelip, çoğunu bizzat kendisin temin ve hazırlaması gerekiyor, yorgunluk ve stres içinde çalışmalarını yürütüyordu.
Çekememezlik; Yakasında hak etmediği ünvanları taşıyan insanların , hak edenlere karşı takındıkları tavrın ta kendisiydi. Halbuki, kalabalık ve kurumsallaşmış alanlarda ekip çalışması gerekiyor, bunun içinde ekiptekilerin yapısal ve iş anlayışında uyum büyük önem taşıyor, kişilerin tek başına marifet ve gayreti işi kotarmaya yetmiyordu. Yardımlaşma, heyecan ve bağlılık vazgeçilmez özelliklerdi ekibin başarısında.
Tam aksi..
Bir grubun kaytarması, vurdum duymazlığı; Diğerinin başarısız sonuçlarda bahane ve iftiralara yönelmesi bırakın başarıyı, sıradanlığı bile yakalamaya engeldi. İstek, arzu, heves ve sonucunda gurur ve takdir... artık hak getire..
“Marifet iltifata tabidir”
Diye yazdı, şef deftere.. En sevdiği sözlerdendi..Malzemenin kalitesinin önemini hatırlatan
“Alet çalışır, el öğünür”
Sözüyle birlikte. Hak etmiyor muydu bu takdir ve teşekkürü?
Samimiyet ve gayretinden şüphesi yoktu. Azıcık insani duygusu olan yaptıklarının bir gün önüne çıkacağından korksun. Bazı şeyler bu dünyada da mutlak karşılığını bulurdu. İyiyse iyi, kötüyse kötü..
Yaratanın adaletine güveni, yaratılana da sevgi ve saygısı vardı. Dolayısı ile
“İnsanın önce kendine saygısı olmalı”
diye, not düştü, kağıdın üzerine. Duygu ve düşüncelerinin özeti olarak, Kalemi defterin arasına, defteri de usulca başucuna, başını da yastığa bırakırken gülümsedi.. Vicdanı rahattı ve hesaba hazırdı. Sadece çektiği sıkıntılar çokça üzüyordu kendisini. Derin bir nefes aldı sonra tüm sıkıntıları içinden atarcasına bir çırpıda bıraktı. Göz kapakları ruh ve beden yorgunluğuna teslim oldu.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Biz Bolulular (www.bizbolulular.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.