Muharrem Demirel - Kadın erkek fark etmez…

 

Aramızda 2 metre mesafe ya vardı ya yoktu, ayağını attı…

Araba tak durdu.

Arkasında da ben attım adımlarımı…

Ama                                                   

O genç ve güzel bayana yaya önceliği veren sürücü bana vermedi.

Gaza bastı…

Yani

Sürücülerimiz ‘Öncelik önce yaya ya’ kısmını anlamışta, kadın erkek fark etmez kısmını anlamamış.

Olsun.

Buna da şükür…

Kadına öncelik verdi ya şimdilik yeter, yarın bir gün bize de verir.

***

Özellikle takip ediyorum.

Yaya ya öncelik verme konusunda ilimizde hepimizi mutlu eden gelişmeler var.

Sürücüler yayaları gördüklerinde durmaya başladılar ve sayıları da gün geçtikçe artıyor.

Ve de

Durmakla da kalmıyor, tereddütte kalan yayalara elleri ile ‘buyurun geçin’ işareti yapıyorlar.

Bizde kibarlıktan geri kalacak değiliz ya.

Ne yapıyoruz.

Elimizi göğsümüzün üzerine koyarak bu güzelliğe cevap veriyoruz.  

Alan memnun veren memnun…

***

Ama sürücülerinde yayaların da bu alışık olmadığımız konu da dikkat etmesi gereken hususlar da var.

Çünkü trafik kurallarına uyalım derken bazen hasarlı kazalar oluyor.

Mesela

Yayayı görünce öndeki sürücü duruyor.

Ama

Ya arkasındaki sürücü?

O durmuyor.

Durmayınca da kütttt!

***

Başka?

Yine sürücü arabasını durduruyor,

Yaya birinci arabayı görünce yola çıkıyor

Ama

İkinci araba?

O durmuyor, tabakhaneye bir şeyler yetiştirecek ya, kural mural tanımıyor; solluyor.

Al bir kaza daha…

Aynı şeydönel kavşaklarda da oluyor.

Sonra

Kavga gürültü…

Yani yol benim geçeyim deme, dikkatli olmayı ihmal etme.

***

Yaya çizgilerini belirleyip ‘Ben görevimi yaptım, gerisi yayaya ve sürücülere kalmış’

Ya da

Bizim iş kültürümüzün, çalışma prensiplerimizin, saçma bir sığınma limanı olan‘Kervan yolda düzülür.’ İfadesinden yola çıkarak, ‘Zamanla her şey oturur’ demek yeterli mi?

Hayır!

Ne yapmak lazım?

Eğitmek!

Nerede?

Yarınlarımız için okullarımız da,

Bugünlerimiz içinse, binlerce sürücüyü ve yayayı bir araya getiren camilerde,

Vaazlar da, hutbelerde…

***

Bir atasözünde; ‘Kullanmasını bilmeyenin elindeki silah, düşmanın elinde sayılır.’ Diyor.

Tabiri caizse elimizde çok büyük bir silah var

Ama

O silahı siyasi düşüncelerimize alet ettiğimiz kadar, toplumsal yaralarımıza ilaç olsun diye kullanmasını bilmiyoruz.

Hutbelerimizde vaazlarımızda hala daha deveden inip vasıtaya binemiyoruz, çölden caddelere gelemiyoruz.

Ah bir gelsek

Var ya…

Her alan da Avrupa’nın da, Amerika’nın da…


Eklenme Tarih & Saat: 10.8.2018 - 15:15:55 Yazdır