Emin Candan - Raif Yavuz abimin ardından...

 

Bolu Gündem Gazetesinin yazı işleri koltuğunda oturuyordum kendisini tanıdığımda. O tarihte kendisi de MHP’nin yöneticisiydi.

Bir gün aramızda şöyle bir konuşma geçti.

-Abi sen niye yazı yazmıyorsun  ?

  çok dolu bir kişiliğin var.

- Yazsam yayınlar mısın?

- Tabi ki yayınlarım.

Yanılmıyorsam sene 1993 ve Raif abi Bolu basın hayatında yazılarıyla yer almaya başladı.

Onu tanıyanlar siyasi ve gazeteci yönünü bildi ama o nice projeye imza atmış dolu dolu bir insandı.

Yıllar sonra Gazete14 de kendisiyle bir röportaj yaptım işte hayatım tarzında.

Dinledikçe kendisini hayata ve inandığı değerlere dair mücadelesini saygım bir kat daha arttı.

Ona dair bu gün yayımladığımız haberler ise vefatına dair oldu.

Hüzünlendim .

Hakkım sana helal olsun abi.

Umarım sende aramızdan ayrılmadan önce bizlere hakkını helal etmişsindir.

 

02/12/2013 tarihli Gazete 14 de yayınlanan röportaj…

 

  1937 yılında Mengen'in Gökçesu Nahiyesi Kadirler köyünde dünyaya gelen gazeteci yazar Raif Yavuz ile Bolu anılarını ve renkli hayat hikayesini konuştuk.

Raif Yavuz.. Yeni kuşak onu bir siyasi, bir gazeteci-yazar olarak bilir..

   Ancak onu yakından tanıyan biz bile Raif abimizin geçmişinde nasıl renkli bir hayatı olduğunu, ancak onu dinleyince, elindeki fotoğrafları görünce öğrendik.

   O fotoğrafları, o tanıdık yüzleri görünce inanın çok şaşırdık. Keşke hepsini sizlerle paylaşabilseydik.

BOLU İÇİN, BUGÜN DE AYNI HAYALLERİM DEVAM EDİYOR

   Sahne sanatlarından, 50 yıl önce Bolu'da sahnelenen Ayı Masalı adlı tiyatro gösterisinden ve siyasi hayatından bahseden Yavuz; “Dün Bolu için ne hayal ediyorsan bugünde o hayalim devam ediyor“ dedi.

   Raif yavuz bakın renkli hayatını nasıl anlatmaya başlıyor; “1944 depreminden 6 ay sonra annem öldü. Babamda polis olacam diye Konya'ya gitti. Önce Adapazarı'na tayin çıktı. Adapazarı'nda Sabiha Hanım ilkokulunda okula başladım. Ortaokula da orda başladım ama babamın tayini çıkınca tekrar Konya'ya döndük. 

   Konya Turizm Derneği'ni Fevzi Halıcı kurdu. O başkandı bizde ona yardımcı olurduk. Mevlana İtifalleri'ni sinema önlerinde yapardık. Şimdi statlara taşındı. O zaman Mevlana türbesine ziyaretçi pek olmuyordu. O faaliyetler başladıktan sonra ziyaretçi gelmeye başladı.

   Bir ara Konya'nın en meşhur lokantalarından biri olan Bolu Lokantasını açtım  daha sonra devrettim ama hala çalışıyor.”

BOLU'YA AŞIKTIM

   Heyecanla onu dinliyoruz. Yavuz anlatmaya devam ediyor; “Konya vali yardımcısı Fahri Cıkkın Bolu'ya vali olmuştu. İhtilalde valiler belediyelere de bakıyorlardı. Çocukluğum Bolu'da geçtiği için Bolu'ya âşıktım. Babama 'Ben Bolu'ya gitmek istiyorum' dedim. O da 'nasıl yapacağız onu' dedi. 'Senin bir arkadaşın vardı vali yardımcısı. Bolu'ya vali oldu. Sen bir mektup yaz ben de bir dilekçe yazayım' dedim babama.  O vali olan arkadaşına bir mektup yazdı, bende 'Bolu Belediyesinde müsait bulunan kadromla ilgili göreve atanmamı arz ederim' şeklinde bir dilekçe yazdım. 15 gün sonra benim muvaffakatımı istediler.

O TARİHTE BOLU'DA 800 TANE SU ABONESİ VARDI

   Su işleri idare memuru olarak Bolu Belediyesinde çalışmaya başladım. Eskiden bakkal defteri şeklinde dosya tutulurdu. Benim geldiğimde Bolu'da 800 tane su abonesi vardı. Evlerde su yoktu, her mahallede bir çeşme vardı.

   Ben hiç hareketsiz kalmadım. Hayatım boyunca hep

hareket içindeydim. Erkan ve Ayhan Tüzün'le tanışıyorum. Bir gün oturuyoruz, “bir tiyatro yapalım” dediler. Refik Erduran'ın “Ayı Masalı” oyununu bulduk. Fırka tepesinde Atatürk'ün kaldığı Halkevi'nde yaptık. Amatör bir ruhla bu oyunu sahneledik. Dekorları ben yaptım bir hafta oynadık. Tıklım tıklımdı salon. Bir hafta kapalı gişe oynandı o oyun. Muzaffer Işın belediye başkanı olduktan sonra bana 'sizin o oyununuzu hala unutamıyorum' dedi.”

PROFESYONEL  İLLÜZYONİSTİM ASLINDA

   Onu dinledikçe bir özelliğini daha öğreniyoruz; “Bolu'da tiyatroya çok ihtiyaç var. Hele bu kadar öğrenci olduktan sonra daha çok ihtiyaç var. Ben profesyonel bir illüzyonistim ayrıca. Bütün Türkiye'yi gezdim bu sayede. Ben Zatı Sungur'la ilizyon çalışmaları yaptım. Sonra kendi ekibimi kurdum. Bilimsel olarak ta çalıştım bunun üzerine. Manyetizma herkeste vardı. İnsan birbirini etkileyebilir. Telepati var mesela. Bunu geliştirmek için farklı odalara geçer, 'O ne düşündü, ben ne düşündüm' bulmaya çalışırdık. Bunda da başarılı oluyorduk. Hemen hemen Türkiye'nin her yerini baştan aşağı gezdim bu vesile ile.”

50 YIL ÖNCE BOLU'DA TURİZM DERNEĞİ VARDI

   1963 yılında Bolu'daki ilk turizm derneğini kurmuş Raif Bey. Ve üstelik Turizm derneğini kurdukları zaman Turizm Bakanlığı bile yokmuş.

   “Turizm Bakanlığı kurulduktan sonra ben bakanlıktan bir rehber kursu kurulması için talepte bulundum” diyor ve anlatmaya devam ediyor; “Amacımız Bolu'yu tanıtmaktı. 50 yıl sonra tekrar kurdum bu derneği, amacımız gene Bolu'yu tanıtmaktı. Bolu dünyanın cenneti, tabiatın kalbi. Derneği kurduğumuz zaman bütün kazalara folklorunuzu geliştirin dedik. O zaman Atatürk'ün Bolu'ya geliş günü olan 17 temmuzdan birkaç gün önce Bolu'ya gelirlerdi. Bir gün statta, bir gün kapalı spor salonunda sahneye çıkarlardı. Köroğlu şenlikleri kapsamında. Şimdiki festival gibi, Köroğlu şenlikleri yapardık. Derneği ilk kurduğumuz zaman kurslar yapardık, sertifikalar verirdik. Bolu o zaman marka oldu ,Köroğlu ismi o zaman marka oldu. Ben bu derneği ikinci defa kurduğum zaman kendi kendime düşündüm. Bu güzelim cennet Bolu'yu tekrar güzelleştirelim' dedik. Derneği kurduğumuzda Bolu protokolüne  yemek verdik. vali geldi, belediye başkanı geldi. Orda dernekten bahsettik. Birifing verdik.

   Köroğlu şenliklerini, aşçılar festivali yaptığımızı anlattık. Biz brifing verdikten sonra Belediye Başkanı 'Ben Köroğlu Festivali yapıyorum' diye açıklama yaptı. Bizi hiç bu işin içine katmadı. Biz anlatmadan belediye başkanının bundan haberi yoktu.”

BENİM FİKİRLERİMİ HEP KULLANDILAR

   Raif Yavuz sözlerini şöyle tamamlıyor: “Muzaffer Işın döneminde benim yanımda 5 tane mühür vardı. Yazı işleri müdürü, encümen mührü, evlendirme mührü, belediye başkanının mührü, belediye meclisi mührü vardı benim çekmecemde 5 tane mührü kullanıyordum. Bir gün Muzaffer Işın'la belediyede oturuyorduk. O zaman eski nikah salonuydu bizim yerimiz. Dedim 'Başkanım siz milletvekili olacaksınız kim belediye başkanı olacak'. O da 'Bilmiyorum. Kim olursa olsun' dedi.  'Ben olsam nasıl olur' dedim. 'İyi olur, sen mevzuatı bilen adamsın, sosyalsin' dedi. Sonra ben çıktım birkaç yerde aday olduğumu açıkladım. Sonra bir meclis toplantısında Muzaffer Işın 'Arkadaşlar Ankara'ya gittim. Başbakan Süleyman Bey 'Muzaffer yarım kalmış işlerin var bir dönem daha devam edin' dedi' deyince ben döndüm kaldım. Resmen açıklamamıştım ama adaylığımı çevreme duyurmuştu. Dönemedim de bu kararımdan. Bende bağımsız olarak belediye başkan adayı oldum. 1977 yılında. Don Kişot gibi.  Kazanamadık ve 10 gün evde kaldım. O zaman reklam yoktu. Afişlerim falan vardı. Programımda şu vardı; şimdiki Köroğlu Oteli'nin oradan fırka tepesinin altından Pazar yerine bir tünel açıp ve sağlı sollu dükkanlar yapmaktı. Kuyumcularla da görüştüm. Vatandaşlar trafikle de uğraşmayacaktı. Orada iki tane cadde vardı onlarda canlanacaktı. İnsanlar trafikle uğraşmayacaklardı bu kadar. Benim projem buydu. Şimdilerde bu fikrim de hayat buluyor.”

Eklenme Tarih & Saat: 8.1.2018 - 10:21:48 Yazdır