Ömer Maden - “ETİ SENİN KEMİĞİ BENİM”DEN “PERFORMANS”A…


Fabrika ve özel şirketlerde ve ticari kuruluşlarda verimin artırılmasına yönelik Kalite yönetim sistemleri adı altında duyulmaya başlayan “performans” ve “performans yönetimi” kavramları yabancı literatürlerden eğitim sistemimize sinsice yerleşmiş, günümüz eğitim sektöründe tartışılır hale gelmiştir. Sağlık sektöründe olduğu gibi çeşitli alanlarda uygulanmaya başlanmıştır. Performans öyle ciddi bir iştir ki, birilerinin birilerine not verme işlemi gibi algılanmamalıdır. Daha karmaşık, daha bilimsel süreçleri içermektedir. Hele ki eğitim alanında…  

Tespit çok güzel. Eğitimde işler yolunda gitmiyor. Her zaman olduğu gibi fatura öğretmene kesiliyor. Sorunu çözmeye öğretmenden başlayalım. Çünkü “öğretmen” eğitim sisteminin en önemli girdilerindendir. İşe öğretmenin performansından başlanacaksa neden 2590 sayılı Tebliğler Dergisinde yayınlanan “Öğretmenlik Mesleği Genel Yeterlikleri” ve “Öğretmenlik Mesleği Özel Alan Yeterlikleri”nden başlanmıyor?  Okul Temelli Mesleki Gelişim(OTMG) çalışmasına ne oldu?

Ankara, Kocaeli, Van, Hatay, Bolu ve İzmir’de, 72 okul, 167 yönetici, 1913 öğretmen, 433 müfettiş, 394 son sınıf öğrencisi, 63 Akademisyen, 277 sendika temsilcisi ile gece gündüz çalışılıp, bilimsel süreçlerden geçirilerek hazırlanan 6 Ana yeterlik, 31 alt yeterlik, 233 performans göstergesinden oluşan bu yeterlikler niçin hazırlanmıştı? 

-       Öğretmen yetiştirme politikalarının belirlenmesinde

-       Öğretmenlerin seçiminde

-       Öğretmenlerin atanmasında

-       Öğretmenlerin değerlendirilmesinde

-       Öğretmenlerin yetiştirilmesinde

Bu kadar emek neden harcandı?

Not verme işi daha önceden de denendi. Sonuçlar ortada. Birileri öğretmene not verecekse, en azından öğretmen kadar alan bilgisine ve becerisine sahip olmalıdır.

“Eğitim, bireyin davranışlarında kendi yaşantısı yoluyla  kasıtlı olarak istendik yönde değişiklikler oluşturma  sürecidir.” Diye tanımlanmaktadır. Öğrenci, veli ya da başkalarının öğretmene not vermesi, tanımda geçen “kasıt” kelimesine aykırı düşebilir. “Kasıt” kelimesinin içinde Türk Milli Eğitiminin Genel Amaçları, yetiştirilmek istenen insan tipinin özellikleri, vatanımızın ve milletimizin bekası, bağımsızlığı, değerler ve inanç vardır. Öğretmen bu nedenle kasıtlı davranır, kasıtlı ders işler… Bu kasıt asla değişmez, değiştirilemez. Toplumdaki bireyler, veliler, öğrenciler zaman zaman bu “kasıt” dışında kalabilir, farklı düşüncelerden, fikirlerden etkilenebilirler. “Kasıt” bazılarının hoşuna gitmeyebilir. Bu durumda verilen düşük puan öğretmenin performansının düşük olduğunu mu gösterir? Direnç gösterebilirler. Öğretmenler ise yetiştirilirken bu “kasıt” üzerine yetiştirilir. Bir modeldir öğretmen…

“okul müdürü”, “müdür yardımcısı”, “müfettiş”, “okuldaki diğer çalışanlar”, “zümre öğretmenleri”, “öğrenci” ve “veli” değerlendirmesinin tarafsız olacağının garantisini verebilir misiniz? Özellikle düşük not alan öğrencilerin “intikam” seslerini duyar gibiyim… 

Öğretmenin görevi, öğrenci ve velilerini her koşulda memnun etmek değildir. Not verme işi, öğretmenlerin, velilere ve öğrencilere oyuncak edilmesinden başka bir şey değildir. Bu daha önce de denendi. Olumlu sonuçlar alınmadı. Bu nedenle öğretmenin performansı memnuniyet ve görüş alma yönteminden ziyade daha bilimsel ve daha seviyeli bir sistemde değerlendirilmelidir.

Unutmayalım, hastasından dayak yiyen doktor ne kadar değerli ise, velisinden dayak yiyen, öğrencisinden şiddet gören bir öğretmen de o kadar değerlidir. Eğitim-öğretimdeki “kast”ı puanlamaya kalkarsak, kültürümüzden ve benliğimizden ödün vermek zorunda kalabiliriz.

Tüm öğretmenlerimizin ve eğitimcilerimizin “24 Kasım Öğretmenler Günü” kutlar, saygılarımı sunarım.   

Eklenme Tarih & Saat: 13.11.2017 - 11:40:38 Yazdır