Ömer Maden - MUDURNU ABANT ARASINDA BİR MOLA….

 

Mudurnu’dan sonraki durağımız “Mudurnu Saray Helvası” fabrikası… Hem ağzımız tatlansın hem de dostlara, arkadaşlara hediyelerle gönüller alınsın… Buradaki fabrika satış reyonunda, helvanın yanı sıra yöresel ve köy ürünlerini de bulmak mümkün. Hem taze hem de ekonomik…

2-3 km sonra Abant tabelası yönünde sola dönüyor, dolambaçlı yollardan dağın tepesine ulaşıyoruz. Aracımızı park edecek uygun boşluklar mevcut. Eğer hava açıksa, kuşbakışı Mudurnu Ovası’nı seyrediyoruz tertemiz havayı içimize çekerek…

Bir kulübe, bir mangal dumanı, bir iki şemsiye… Biraz daha yaklaşınca bizi köz ateşindeki çaydanlık, iplerde sallanan kangal kangal sucuklar karşılıyor.O an kibar, samimi bir ses duyuyoruz:

“Buyrun, hoş geldiniz!”

Bu ses bin bir emekle, dağın başında üç beş kuruş kazanma derdinde olan Ali abimizdi. Eşiyle birlikte işlettikleri bu mekânda hoş bir sedalar aynı zamanda… Güler yüzleri, samimiyetleri ve çalışkanlıkları görülmeye değer. Sucuk ekmeklerimizi yiyor bir taraftan da sohbet ediyoruz. Biraz onlardan biraz bizden… Eğitimci olduğumuzu anlayınca daha bir dertlendi Ali abimiz. Aklanmış saçları ile oğlunu meslek lisesinin olumsuz ortamından ve arkadaş çevresinden zor uzaklaştırdığını, liseyi açıktan okuyarak bitirdiğini ve kendi yanında turizm işiniöğrenmesini ve geliştirme beklentisini anlattı. Konteynerinin üstüne koyduğu güneş enerjisi ile elektrik enerjisi kullandığını, böylelikle buzdolaplarını çalıştırdığını anlattı bize… Geçen hafta bir hırsızlık olayı yaşamış Aliabimiz. Bir kamyonetle gelip, şemsiyelerini almış birkaç acemi hırsız. Konteynere yerleştirdiği güvenlik kameralarından tespit etmiş bütün olup biteni… Tabii hırsızlar çok geçmeden yakalanmış aldıklarıyla…

İşlerin bu aralar geçen seneye göre daha durgun olduğunu da belirten Ali abi, havaların düzelmesiyle ve Ramazan’ın bitimiyle işlerinin açılacağı ümidinde… Ali abinin yerinden sağ tarafa patika bir yürüyüş yolu uzanıyor. Aldığımız bilgilere göre, doğa yürüyüşleri ve trekking için buraya zaman zaman doğasever insanlar geliyormuş. Yol, Abant’ın en yüksek yeri olan televizyon vericisine kadar gidiyormuş… O kadar yüksekten Abant nasıl görünüyordur?

Sohbetimizi kömür ateşinde, dağ suyu ile pişmiş taze demlenmiş çayla pekiştiriyoruz. Bu çay,

“iyi ki burada mola vermişiz” dedirtiyor… 

Bu güzel sohbetten sonra, Abant’a doğru iniyoruz. Yol çok dar olmasına rağmen inişte sol taraftaki Abant manzarasında öz çekim yapmayı ve manzarayı fotoğraflamayı ihmal etmiyoruz. Eğer hava kapalıysa tüm bunları unutun.

Dolambaçlı kısa, dikbir yolun ardından Abant bizi karşılıyor.

Faytonları, atları, nilüferleri, çamları, buz gibi suları, kebap kokuları, otelleri, doğa müzesi, yürüyüş yapan ve piknik yapan insanları ile…  

Eklenme Tarih & Saat: 30.5.2017 - 12:55:11 Yazdır